Arthur’dan önce

Britanya’nın efsanevi kralı, Uther Pendragon Arthur’un babasıydı. Güçlü bir kral ve halk adamı olarak tanınırdı. Kral Uther’in yönetimi altında Britanya’da refah ve barış hüküm sürüyordu, halk kendini güvenca altında hissediyordu ve mutluydu. Buna rağmen tacı kendininden devralacak bir oğlu ya da bir kızı yoktu. Söylenilene göre Uther zaman içinde kendine bağlı Tintagel Dükü Gorlois’in karısı Leydi Ingraine ile ilgilenmeye başladı. Leydi Ingraine’I görebilmek için büyük bir şölen hazırladı ve tüm soyluları davet etti. Şölen devam ederken Kral Uther arzularına yenik düşerek Leydi Igraine’I takip etti. Bu durumu fark eden Dük, karısını alarak haber vermeden kalesine geri döndü. Tabii ki kraliyet festivalini habersiz terk etmek görülmemiş bir harekettive Kral hemen geri dönmelerini emretti. Bu emri reddedilince ise savaş ilan etti. Alsında Kral Uther savaşı ya da kendisine yapılan saygısızlığı önemsemiyordu. Onun tek önemsediği Leydi Igraine ile olmaktı ve Merlin’e kendisine yardımcı olması için yalvardı. Merlin Kral Uher’e yardımcı olmaya karar Verdi ancak tek bir şartla. Bu beraberlikten olacak çocuk kendisine verilecekti. Uther bu şartı kabul etti, Merlin’de yaptığı büyüyle Uther’I Gorlois’in görünümüne büründürdü. Gecenin karanlığında Uther düşmanı Gorlois kılığında düşman kalesine girdi ve geceyi Leydi Igraine ile geçirdi. Bu gece Leydi Igraine, Arthur’a hamile kaldı. Ertesi sabah Gorlois’in savaşta öldüğünü öğrendiler ve Kral Uther Leydi Igraine ile evlendi.

 

Arthur’un gençlik yılları

Arthur’un gençlik yılları oldukça çetin geçti. Evlilik dışı doğmasının yanı sıra oldukça zorlu bir dönemde dünyaya gelmişti. Kral güç kaybederken küçük derebeyler güçlenmek için birbiriyle savaşmaya başladı, ülke çok sayıda küçük krallığa bölündü. Ayrıca Sakson istilacılar Breton halkı batıya doğru püskürtmeye başlamıştı. Merlin Kral Arthur’un gizlilik içinde yetişmesini önerdi ve onu dostu Sör Ector’un kalesine gönderdi. Arthur orada Sör Ector’un oğlu Sör Kay ile birlikte büyüdü. Sör Kay ve diğer arkadaşları Arthur’un kral ile olan bağını bilmeden onu babasız bir çocuk olduğunu düşünüyorlardı. Zavallı Arthur kim olduğunu bilmeden utanç içince büyüdü.

Arthur büyüyünce Merlin ona kendini tanıttı ve bir çok konuda onu eğitmeye başladı. Eğitim ve deneyimle onun bilge ve adil bir kral olabileceğini gördü. Genç prens daha sonra gelmiş geçmiş en büyük krallıklardan birinin kralı olacaktı.

 

Taştaki Kılıç

Kral Uther’in yaşlanmasıyla birlikte sağlığı bozuldu. Krallığı Saksonlar ve küçük derebeylikler tarafından parçalara ayrıldı. Artık her tarafta düşman görüyordu ve bu endişesi sadece bir yaşlılık paranoyası değildi. Sonunda Saksonlar onu zehirlemeyi başardı. Ölümüyle birlikte ülkede herkes kral olmak için birbiriyle mücadele etmeye başladı. Ancak Merlin bu konuda hazırlıklıydı ve büyüsüyle bu kılıcı bir kayanın içine koydu. Kılıcın üzerine altın ile işlenen metinde şunlar yazılıydı: “Kim bu kılıcı bu taştan çekip kaldırabilirse, O Britanya’nın meşru kralı olacak!” Savaşmak yerine kral olmak isteyen herkes bu kılıcı taştan çıkartmaya çalıştı, ancak hiç kimse bunu başaramadı.

Günlerden birinde Merlin, o zaman 15 yaşında olan Arthur’u kılıcın yanına götürür ve kalabalığın karşısında Arthur bir kahraman gibi kılıcı taştan çıkartarak kaldırdı! Bu andan itibaren Arthur Britanya’nın kralı olur ve taç giyer. Ancak bu kılıç sihirli bir kılıç değildi. Göl’ün Leydisi tarafından kendisine Ekskalibur verilir ve Ekskalibur ile bir çok düşmanı bozguna uğrattı.

 

Kral Arthur

Arthur kısa sürede tahtını güvence altına alır ve babasının yerine geçti. Camelot’da en cesur ve güçlü şövalyeleri etrafına toplar ve beraber Yuvarlak Masa Şövalyeleri’ni oluşturdular. Bu masada tüm şövalyelerin söz hakkı bulunur ve kahramanlık gerektiren görevler yerine getirilirdi.

Genç yaşına ragmen Kral Arthur yetenekli bir lider ve stratejik bir devlet adamıydı. Onunla birlikte Yuvarlak Masa Şövalyeleri Saksonları bozguna uğrattı ve küçük parçalara ayrılmış krallığı tekrar birleştirdi. Galip oldukları ilk savaş Badon Dağı savaşıydı. Bu savaş ile Saksonlar büyük bir yenilgi aldı ve bunu izleyen üç büyük savaş ile Britanya’yı terk etmeye söz verdiler. Verdikleri söze ragmen tekrar Britanya kıyılarına saldırmaya devam eden Saksonları son büyük savaş ile piskürttü.

Kral Arthur, cesareti ve cömertliği ile tanınmış bir kral oldu. Krallığının ilk yıllarında tanışarak evlendiği güzel Guinevere onun ve Yuvarlak Masa’nın felaketi oldu. Arthur’un en sadık şövalyelerinden biri olan genç ve cesur Lancelot’a gözlerini dikti. Lancelot ve Guinevere birbirine aşık oldu, her ne kadar başta görüşmek istemeseler de Arthur böylesine bir aşka ihtimal vermiyordu ve sık sık güvendiği Lancelot’tan karısına eşlik etmesini istiyordu. Zaman geçtikçe Lancelot ve Guinevere birbirlerine karşı koyamamaya başladı ve birliktelikleri duyuldu. Lancelot kralın öfkesinden kaçmak zorundaydı.

Son savaş

Kral Arthur intikam duygusuyla yanıp tutuşuyordu. Dur durak bilmeden Lancelot’u aramaya devam etti. Ordusunu Lancelo’un bulunuğuna inandığı bir kaleye, Fransa’ya sürdü. Kaleyi Lancelot ortaya çıkana kadar ya da herkes ölene kadar sürecek kuşatmaya aldı. Yokluğunda tacını evlilik dışı bir beraberlikten olan oğlu Mordred’e emanet etmişti.

Kuşatma başladıktan kısa süre sonra Arthur Merlin’den bir mesaj aldı. Mordred kendisine ihanet etmişti. Arthur’un karısı Guinevere’I kaçırmış ve tacı ele geçirmişti. Olanları duyduktan sonra Arthur’un Britanya’ya dönmekten başka çaresi kalmamıştı. Arthur’un bilmediği ise tüm olanlar Morgana’nın şeytani planının bir parçasıydı. Morgana’nın çatlamak üzere olan bir Ejderha Yumurtası vardı ve Mordred ve Arthur’un birbirini öldürmesini amaçlıyordu. Böylece tacı kolayca ele geçirebilecekti. Ejderhası ve Ekskalibur’un gücüyle birlikte karşı koyulamaz bir güce sahip olacaktı.

Kral Arthur gördüğü bir rüyada Mordred ile doğrudan dövüşmesiyle birlikte kaybedeceğini anladı. Mordred’e elçiler göndererek barış için pazarlık yapmaya başladı. Görüşmeler süresince Mordred’in adamlarından biri bir engerek tarafından ısırıldı. Yılanı öldürmek için kılıcını çektiğinde güneş kılıcının üzerinde parladı ve her iki ordu savaşın başladığını düşündü. Böylece son ve büyük savaş olan Camlann Savaşı başlamış oldu.

Mordred’in çoğu askeri Kral Arthur ile savaştığını anlayınca silahını bırakarak kaçsa da Mordred’e bağlı bir avuç sadık ve güçlü askeri Mordred ile savaşmaya devam etti. Kral Arthur bu fırsatı değerlendirerek Mordred’e bir teklif sundu: Guinevere karşılığında Barış. Mordred bu teklifi geri çevirince Arthur kaleye hücum etti. Mordred’in yanında Guinevere ve diğer tarafında ise Morgana’yı gördü. Tüm yaşananların arkasında Morgana’nın olduğunu anladığında öfkeyle kılıcını Morgana’ya savurarak onu iki parçaya ayırdı. Kılıcı ölümcül darbeyi vurduktan sonra büyü etkisini yitirdi ve öldürdüğü kişinin yüzü Guinevere’ye dönüştü. Morgana kaçarken gözünü kan bürüyen Arthur öfkeyle Mordred’in tüm adamlarını öldürdü. Sadece Mordred kaldığında krallığın en iyi iki silahşörü karşı karşıya kaldı. Uzun ve zorlu bir mücadeleden sonra Arthur sonunda Mordred’i ölümcül şekilde yaraladı. Arthur kılıcını Mordred’in kalbinde daha derinlere saplarken ejderha yumurtasından yansıyan güneş dikkatini dağıttı. Bunu fırsat bilen Mordred son gücüyle Kral Arthur’u ölümcül şekilde yaraladı. Son anlarında Arthur’un son bir isteği vardı: Ekskalibur’un Avalon Adasın’daki taşa geri götürülmesi.

 

Avalon

Gölün sisi üzerinde üç peri belirdi. Arthur’un bedenine ruh verdiler ve yaralarını iyileştirdiler. Bugün hala Arthur’a ne olduğu bilinmiyor. Efsaneye göre bir gün yeniden uyanarak en ihtiyaç olduğu anda Britanya’yı savunacak. Ancak o gün gelene kadar Merlin bu ejderha yumurtasını almanı ve karanlıktan yükselen umut olmanı istiyor.